Müze değil, çay ocağı.
Bazı lezzetler vardır damakta iz bırakır, bazı mekanlar vardır sizi kendinde çeker.


Burası öyle bir mekan, buram buram tarihin, nostaljinin koktuğu bir yer. Küçük şirin bir çay ocağından ibaret, lakin bulunduğu bedestan sizi Osmanlı dönemine, içerisindeki çoğunun ne işe yaradığını bile unuttuğumuz müzeyi anımsatan antikalarla dolu bir yer.


Antika tutkumdan dolayı bir çoğunun nerede ve ne amaçla kullanıldığını bilsem bile, bilmediğim bir çok şeyi barındırıyor. Semaver tadında çayımı yudumlarken , içerisine köz ateşlerin konulduğu ateş ütüsünde ninelerimizin nasıl elbiselerini, gömlekleri ütülediğini hayal ediyorsun mesela, fotoğrafa meraklı olduğumdan Almanya’dan hediye gelen halen ofisimde baş köşede duran ilk kameram Bell & Howell marka 1972 model kamera ile çektiğim kısa metrajlı videolar aklıma geliyor, oradaki fotoğraf makinaları belki de o dönem gazetecilik mesleğini icra edenlerde bile yoktu, şimdi olduğu gibi telefonla çekme olanağı bile yoktu mesela o dönemlerde, ya da bir köşede duran daktiloya baktığımda Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Mernis Sisteminin uygulanması için mernis kodları ile yazdığım doğum tutanakları geliyor aklıma, ya da İstanbul’un Sesi gazetesine yazdığım teksir kağıtlarına yazılı haberleri nasıl yazdığım.


Bunları yazarken bile tarihin tekrar hatırlanmasına vesile olan, herkesin anılarına ya da tarihe yolculuk yapan bir mekan.


Günümüz kafelerinde 50 – 60 liraaya sallama tadında çay içmektense huzurla semaver tadında çayınızı yudumlarken sizi tarihin kesitlerine götürecek bu mekanda sadece 10 TL ödüyorsunuz. Tekirdağ Orta Camii Bedestanındaki bu Müze Çay Ocağında.


Ailece gidip çaylarınızı kahvelerinizi yudumlayıp tarihte ve anılarda yolculuk yapmanızı hatta hatıra fotoğrafı çekmenizi tavsiye ederim.
Esen kalın…
